SÜRÜ PİSİKOLOJİSİ
16 Nis 2026 - 13:35
YAYINLANMA
1430
GÖSTERİM
Eğitim, bilgi, kültür ve de aileden alınan terbiye öyle değerlidir ki nasıl anlatılır.
Bazı kavramlar vardır ki, bulundukları ortam içinde anlamlıdır ya da bulundukları ortam içinde anlam kazanırlar.
Öyle sanıyorum ki, "yoz" sözcüğünü de bir çoğunuz belki ilk defa, bir çoğunuz da uzun aradan sonra yeniden duydunuz. Dilerim ben yanılıyorumdur.
Gerçekten nedir bu "YOZ" sözcüğü.
Günlük yaşamda, "yoz koyun, yoz adam, yoz tohum, yoz hareket, .... " gibi duyduğumuz bu sözcük, olması gerken özellikleri yitirmiş şeylere verilen isim ya da sıfattır.
Örneğin "yoz koyun", doğurganlığını, süt verimini yıtirmiş hayvan,
"Yoz adam", toplum içinde olunması gereken özellikleri kaybetmiş, sorun olmaya başlamış kişi için kullanılır.
Peki demokrasinin yoz'u nasıl olur ki?
Yazılı kaynaklara bakılır ise Demokrasi, ilk Atina Şehir Devletlerinde M.Ö 4 yüzyılda görülür.
O da, sanılanın aksine, 250-300 bin kişilik bir şehir devletlerinde bile ancak seçme ve seçilme haklarına sahip 25-30 bin kişilerin sahip olduğu bir hak ve ödevdir.
Peki Demokrasi denilen bu yönetim biçiminde ve 250-300 bin kişinin yaşadığı şehir devletlerinde, kimdir bu 25-30 bin kişi ve nasıl seçilir!..
Bu bir örnek olmakla birlikte, Demokrasi için oy kullanmak için önce ERKEK;
Sonra eknomomik ve sosyal durumun iyi, asker, tüccar, zengin ve soylu ailelerden başarılı ve seçkin bu toplum kesimlerinden kabul gören olmak gerekiyordu.
Kandıların ve bu kesimlerin dışındakilerin oy kullanma, seçme ve seçilme hakları yoktu.
Seçimler de ya arena/stadyum/ toplanma alanı gibi yerlerde ya da daha küçük ise kapalı yerlerde yapılıyordu.
Seçim, şehrin aristokrat ve ileri gelenlerince, genellikle on yıllığına;
Sahneye çıkartılan adayın aldığı alkış ve gösterilen sevgi çığlıkları ölçülerek yapılıyordu.
Peki, yöneticinin görevlerini hakkı ile yapmaması, adil davranmaması durumda; demokrasinin yozlaşmaması için de bir oylama yapılıyor ve kişi, katılanların çoğu tarafından protesto ediliyor ya da protesto edilecek kişinin adının yazıldığı belgeler ve evlerin kapılarına bırakılan topraktan şarap kapları, çakıl taşlarının bir meydanda-yerde toplanması ile yapılıyor ve sonuç başarılı oluyor ise, kişi şehir dışına sürgüne gönderiliyordu
Bugün bildiğimizi sandığımız demokrasi ise, Orta Çağda demokrasinin gelişme süreci içindeki en büyük olay İngiltere'de Kralın yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlayan Magna Carta Libertatum'un (Büyük sözleşme) ilan edilmesi ile 1265 yılında başlıyor.
Seçimlere bu kısıtlamalar sebebiyle, halkın çok az bir bölümü katılabiliyordu.
DEMOKRASİ, Ancak 18. ve 19. yüzyıllarda, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi gibi olaylar sebebi ile yükselen bir değer haline geliyor.
Amerikan İç Savaşı'nın ardından 1860'larda yapılan değişikliklerle, kölelere özgürlük ve oy verme hakkı tanınması, gerçek demokrasiye geçişin başlangıcı, kabulu sayılıyor.
1789 Fransız Devrimi sonuda hazırlan Anayasa ile iktidar, halkın seçeceği bir parlamentoda, kral ile seçilen Ulusal Konvansiyon hükümeti arasından yetişkin ve belli miktarda vergi veren erkeklerin/seçilmişlerin arasında payşatırılarak yapılıyor ve yönetiliyordu.
20 yüzyıla geldiğimizde ise bu sefer de Kapitalizm demokrasiyimbaşaka bir kılıfa sokuyordu. Yurttaşlar oy kullanıyordu ama hakim sınıf ve güçlerin seçilmesini istediklerinin seçildiği bir konuma giriyordu demokrasi.
Bu kez de demokrasi halkcı, koruyucu, kalkınmacı, Liberal gibi şekillerde tanımlanıyor;
Cumhuriyet, Laiklik, Güçler Ayrılığı gibi kavramlar,
Parlamento, Siyasi Partiler, Anayasa, Sivil Toplum, Asker-polis Kolluk kuvvetleri şeklinde;
İnsan hakları, Kadın hakları, azınlıklar gibi önceliklerle gündeme geliyordu.
Zamanla Demokrasi özü ve uygulamalarının çeliştiği bir döneme giriyordu.
Sermaye, asker-polis silahlı gücü elinde bulunduranlara, medya gücü de devreye girince, ortaya çok farklı bir durum çıkıyor.
Hele Üniversite ve eğitim sisteminin bozulması, sistemin iyice yozlaşmasına, özünden uzaklaşmasına sebep oluyordu.
Burada sorun geliyor demokrasinin kimin ne işine yaradığına ya da demokrasi kimin için gerekli, sorularının sorulmasına dayanıyor.
Gücü elinde bulunduranlar, her türlü ittifakın içinde olduklarına göre, burada yoksul, cahil halkın kendi çıkarlarını koruması için demokrasiye daha çok ihiyacı olmz mı?
Haydi demorasiyi, ister sermaye ister başka çıkarları için kullananlara bir sözüm olamaz ama, yoksul emekçi halkın çıkarlarını korumak için siyaset yapıyormuş gibi davranıp, sermaye ce siatem ile işbirliği yapanlara kim dur diyecek.
Aydınlar, örgütlü emekçi örgütleri mi?
Hadi canım sende,
Her halk, hak ettiği gibi yönetilir.
Bazıları haklarını savaşarak kazanırken, bazıları da hakim sınıflar ve sermayeye ile işbirliği yaparak kazanıyor.
Hiç bir şeyden haberi olmayanlara sözüm yok da, bari BİZLERİ SALAK YERİNE KOYMAYIN!..
Siz ne dersiniz?